Geçen sene PS3’ümü aldığımda; zamanında PS2 alamadığım, arkadaşlarımın PS2’lerine hallendiğim zamanları hatırlayıp üzülmüştüm. Ta ki God of War Collection ve God of War III çıkana; üç oyunu da arka arkaya, soluksuz oynayana kadar…
İnanılmaz oyun, harika oyun, epiklerin epiğinde; aşmış oyun vs. gibi sıfatları tekrardan dizmeme gerek yok sanırım. Çünkü PS3’e özel olan bu oyunu, sırf bu oyun için insanlara PS3 aldıran oyunu duyan, gören, içine giren herkes bu sıfatları daha ilk dakikadan kullanmıştır.
Spoiler vermeden 3 oyunun da konularını kısaca söylemem gerekirse; ilk oyunda kontrolden çıkmış savaş tanrısı Ares’i alt etmek için bir yolculuğa çıkıyorduk. İkinci oyunda ise babamız Zeus’u bulma yolunda Titan’lardan destek alarak ilerledik. Son oyunda ise tek ve asil hedefimiz olan Zeus’a kilitlendik. Bu başlıklar doğrultusunda diyebilirim ki, oyunları oynarken hikayeyi takip etmek gerçekten çok keyifli. O yüzden, dediğim gibi ana konuya fazla değinmek istemiyorum. Yoksa hayatının en epik fantezilerinden birini yaşayacak olanların zevkine limon sıkabilirim. Ama ille de merak edenler
Gow Wiki sayfasını ziyaret edebilirler.
Gow’un en güzel özelliklerinden biri, ilk iki oyundaki zorluk derecesinin yüksek olmasına rağmen, oynanabilirliğin yüksek olmasıdır. Ana kontrollere ve silah-büyü sistemine kısa sürede alışarak, herkes oyunu rahatça ve zevk alacak seviyede oynayarak bitirebilir. Üçüncü oyunda da oynanabilirlik daha da artmış. Bu, ilk bakışta üçüncü oyunun ilk iki oyuna göre daha kolay olduğu izlenimini veriyor. Başta ben de böyle düşünmüştüm ama oyunu bitirdikten sonra oyunun kolaylaştığını değil, oynanabilirliğin yükseldiğini fark ettim. Oynanabilirliğin yükselmesine katkı yapan etmenler olarak da; artık düşmanlarımıza ölümcül darbeleri vurmamızı sağlayacak tuş kombinasyonlarının ekranda, kontrolör üzerindeki diziliş şekline göre çıkması, sahip olduğumuz her silahı seçme kombinasyonun değişmiş ve her silahın kendine ait bir büyüsü olmasını sayabilirim. Özellikle de her silahın kendi büyüsüne sahip olması ve farklı düşmanlarda size avantaj sağlaması gerçekten çok etkin olmuş. “Ben bu oyunu beceremiyorum oğlum” diyecek herkesi havaya sokacak cinsten hem de. Yani, oynanabilirlik bu kadar yüksekken keyif almak neredeyse imkansız hale geliyor. Belki bu keyfinizi baltalayabilecek tek şey, oyunun konusunu takip etmeye çalışırken her yerden fırlayan Tanılar, Titanlar ve diğer mitolojik karakterler olabilir. Yahu ne oluyor, leblebi gibiler, her yerden çıkıyorlar; kim kimden çıktı, ne oluyor diyenler için “ufak” bir soy ağacına
şuradan ulaşabilirsiniz
Oyun süresince karşılaştığımız temel düşmanlarımız ise ilk iki oyuna göre biraz daha çeşitlenmiş durumda. Tabi onlar çeşitlenirken şiddetin dozu da tavan yapmış. En az yüz kombo yapmadan düşmanlarınızı öldüresiniz gelmiyor. Ama yapacak bir şey yok, gerçekten çok zevkli. Oyundaki köpekcikler bile Kratos’un “ayağına” süper oturuyor. Yeni silahlardan Nemean Cestus ve Nemesis Whip ise oyuncuyu iyice “psikopat” seviyesine yükseltiyor.
Grafikler ise, bence mevcut şarlar içinde olabilecek en iyi noktaya gelmiş. Collection’ın da grafikleri PS3 entegrasyonundan sonra gerçekten iyi durumdaydı. PS2 ile arasındaki farkı, aralarda giren videolarda görmüştük. Gow III’de ise grafikler bir adım değil, 4-5 adım ileri götürülmüş. Bunu daha ana mönü ekranındaki Kratos’un “yüzünde” görebiliyorsunuz. Oyunun başından itibaren grafikler oynanabilirliğe o kadar iyi eşlik ediyor ki, yanınızda oturanlar oyunu bir film gibi izliyorlar(yanınızdakilere 2-3 paket çekirdek almayı unutmayın). Siz ise, Kratos’un yerini direkt aldığınızı hissediyorsunuz. Özellikle de yakın çekim sahnelerde kendinizi kaybedebilirsiniz, dikkat edin.
İlk iki oyunun müzikleri, senfonik yapısıyla oyunun havasını oluşturan en büyük ayrıntılardan biriydi. Üçüncü oyunda da müzikler, hemen hemen aynı etkiyi korumuş. Hemen hemen diyorum çünkü, müzikler ilk iki oyundaki baskınlığını ortaya koyamamış. Ama yine de güzel. Ses efektleri ise, kulağıma, ilk oyunlardakinden biraz daha mekanik geldi. Sanki silahların gerçek efektlerini yansıtmıyor gibi. Gerçi kulak alıştıktan sonra çok da “kulağa” batan bir ayrıntı değil.
Oyunda beni sıkan bir diğer ayrıntı da, üç oyunda da benzer bölümlerin olması. Her oyunun sonlarında bulunan, zamana dayalı ve zorluğun arttığı(geçemedikçe çıldırabilirsiniz, dikkat edin) bölümler aslında oyunun imzası konumunda. Ama ne olursa olsun beni sıkıyor. Aslında bunu birçok devam oyununda görmüşüzdür fakat bu, can sıkıcı olmaması için pek de iyi bir neden değil gibi.
Sonuca gelirsek; düşmanların çeşitlendiği, epik yapının tavan yaptığı, fantastik bölümleriyle (Bir Titan’ın “böbrek taşını” aldığımız ve Guitar Hero için pratik yaptığımız bölümler gibi) eğlence seviyesinin arttığı, yine bir sürü secret’ın sizi beklediği ve sonundaki sürreal yolculuk ile harika bir oyun olmuş Gow III. Bizden, ses efektlerinden ve bazı noktalarda kendini tekrar etmesinin getirdiği eksi 10 puan sonucunda 100 üzerinden 90 puan hak etti.
Sony’nin akılcı yaklaşımı sonucunda oluşan fiyatıyla da Türkiye’deki bandrollü oyun piyasasını hareketlendiren Gow III’ü bir an önce alıp, elleriniz buz kesene kadar oynayın. Hatta, ilk iki oyunu bitirmiş olsanız bile, Gow Collection’ı da alıp, 3 oyunu arka arkaya bitirip orgazmik bir tat yakalayın. Bitirdikten sonra da Credits bölümünü de sonuna kadar izleyin derim. Sabır her zaman iyidir.
Not: Psp’si olanlara Gow: Chains of Olympus’u da oynamalarını tavsiye ederim. Hemen üstüne de bugün duyurulan ve yine Psp için çıkarak Kratos’un geçmişini anlatacak olan Gow: Ghost of Sparta geldi mi muhteşem bir tat olacaktır…
Hey, oradaki!
Aklında bir şeyler varsa neden yorum yazmıyorsun?
Bu arada yazarken lütfen nazik ol.